“YA MİLLİ BAĞIMSIZLIK YA ESARET”

Toplumca önem içeren kavramların içini boşaltıp, bu kavramları kendi çıkarınca yeniden tanımlamak sağ siyasetin en temel oyunudur.
Tayyip Erdoğan’ın damadı, Enerji Bakanı Berat Albayrak, seçim öncesi yayınladığı bir videoda, “Ya milli bağımsızlık ya esaret” demiş; AKP’ye oy vermenin milli bağımsızlığa sahip çıkmak, vermemenin esarete hizmet etmek olduğunu buyurmuş.
Mustafa Kemal, “Bağımsızlık denildiği zaman” der, “elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir.” diye ekler.
Bizim anladığımız bağımsızlık budur.
Ve bir ülke siyasi olarak bağımsızsa; o ülkenin cumhurbaşkanı tam da seçim öncesi, İngiltere’ye uçup, Chatham House’larda, kapalı kapılar ardında görüşmeler yapmaz, kendi toprağına, yurduna, insanına güvenir yalnızca. Başbakanı, ABD’de de parklarda randevu beklemez.
Bir ülke mali olarak bağımsızsa, o ülkenin dış borcu milli gelirinin %50’sinin üzerinde olmaz, yönetenler, ülkeyi ekonomik batağa sürüklerken, ülkenin gelecek kuşaklarını dahi ağır bir borç yükü altına sokmaz. O ülkede dolar 4.80’i görmez.
Bir ülke iktisadi anlamda bağımsızsa, varını yoğunu yabancı sermayeye peşkeş çekmez. Ülkenin bütün değerlerini, fabrikalarını, toprağını, halkın çoğunluğunu doğrudan ilgilendiren devlet kurumlarını üç kuruşa yabancılara satmak zorunda kalmaz. Kendi yatırımlarını, yabancılardan alınan kredilerle, bu krediler için yabancılara sunulan imtiyazlarla ve yabancılar eliyle yapmaz.
Bir ülke adli anlamda bağımsızsa, o ülke OHAL’le yönetilmez, insanlar bir sabah KHK’larla işlerinden kovulmazlar. Adli anlamda bağımsızlık, uluslararası alanda olduğu kadar yargının kendi ülkesinde bağımsız şekilde işleyebilmesiyle de ilgilidir. Milli bağımsızlıktan bahseden bir iktidarın geçmişinde, ülkenin adliyesini tam anlamıyla FETÖ’cülere teslim etmek, onların düzmece mahkemelerini haklı göstermek için o mahkemelerin savcılığına soyunmak gibi lekeler varsa; o iktidar temsilcilerinin ‘milli bağımsızlık’ söylemi, kendi geçmişlerini unutturma çabasından öte ciddiye alınamaz.
Bir ülke askeri anlamda bağımsızsa, Ege’de Türk adaları Yunan işgalinde olmaz, Suriye’ye operasyon yaparken bir Rusya’nın, bir ABD’nin gözünün içine bakılmaz. S-400’lere boş yere dünyanın parası ödenmez. Unutmadan, ülke içinde de Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması muhtemel siyasilerin evlerinin bahçelerine helikopterle inip iktidar adına pazarlık yapmaz, gözdağı vermez.
Bir ülke kültürel anlamda bağımsızsa, önce okullarında aydınlık zihinli çocuklar yetiştirir, onlar özgür akılla kendilerini geliştirsin, donatsın ister. Ülkenin yarını olacak çocukları tarikat yurtlarında, cemaat okullarında gerici Arap kültürüne teslim edip, sadece kendine biat eden ‘kindar nesiller’ yetiştirme peşinde koşmaz.
Berat Albayrak’a bir konuda katılıyoruz:
Bu seçimler gerçekten önemlidir ve gerçekten bir ‘ya milli bağımsızlık ya esaret’ dönemecindeyiz.
Ama kimin neyi temsil ettiği konusunda anlaşamıyoruz.
Bize göre, Türkiye’yi çürüten, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri ve kültürel anlamda tükenmenin eşiğine getiren AKP ve iktidar temsilcileridir.
Bugün bunu gördükleri için, bir erken seçimle yine sadece kendi menfaatleri adına koltuklarını garantiye almak derdindedirler.
Bakmayın Erdoğan’ın damadının, kelime oyunlarına; sağ siyasetin bu hinliği çok eskidir.
Kavramlar yerli yerine konursa Albayrak’ın ilk sözü doğrudur:
“Ya milli bağımsızlık ya esaret!”
Fakat esaret AKP’dir.
Milli bağımsızlık, 16 yıldır bu ülkeyi yoran, sadece kendi menfaati ve yandaşlarının cebi için ülkenin varını yoğunu tüketen bu iktidar ve temsilcilerinden kurtulmaktır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar