GERÇEKTEN BU CUMHURİYETİN SONU GELDİ Mİ?

Bir süre öncesine kadar en çok Mehmet Altan’dan duyardık bu sözü aslında: I. Cumhuriyet bitti, II. Cumhuriyet’i kurma vakti diye gezerdi ortalarda muhterem.
Bu Cumhuriyet, ‘otoriter, totaliter, buyurgan’bir Cumhuriyet olmayacak, demokrasiyi işler kılmak ve yaşatmak hedefiyle ilan edilecekti.
Artık Atatürk Cumhuriyet’ini bir kenara bırakmanın ve liberal bir Anayasa desteğiyle, demokratik Cumhuriyet’i kurmanın vaktiydi…
Bir dönem AKP’den bu çabayı bekleyen Altan’ın umutları şimdilik başka bahara kaldı, geçmiş olsun.
Şu aralar aynı üsluba çok farklı hareket noktalarından kaynaklanan ve çok farklı hedeflerle dile getirilir bir şekilde sosyalist kesimde rastlıyoruz.
Özetle, Cumhuriyet’in çöktüğünü, yeni bir Cumhuriyet’in kurulması gerektiğini, bunun da mutlaka ve mutlaka sosyalist bir Cumhuriyet olması zorunluluğunun altını çiziyor dostlarımız.
1923 Cumhuriyet’inin toplumcu bir hedefe ulaşması için mutlaka sosyalizme evrilmesi gerektiğini savunursanız, bu başka, bu bizim de temel görüşümüzdür.
Ama sosyalist bir Cumhuriyet hedefinizi canlı kılmak adına, kendi kriterlerinizle, 1923 Cumhuriyet’inin çöktüğünü iddia ediyorsanız, orada itirazımız var.
Neden?
Bir yıldır üzerinde çalıştığım ve muhtemelen Ocak ayı içinde yayınlanacak bir kitap çalışmam var; çalışma Uğur Mumcu üzerine. Bu nedenle uzun zamandır, Mumcu’nun yazın hayatına başladığı yıllardan ölümüne kadar yazdığı her köşe yazısını, dönemin gazete arşivleriyle de karşılaştırarak tekrar tekrar okumakla geçiyor günlerim. Ve okudukça şunu görüyorum: Bugün, bu Cumhuriyet için yıkıcı olarak değerlendirdiğimiz tüm eylem ve söylemler, aslında Atatürk’ün ölümünden beri zaten bu memleketin aydınlık insanlarının mücadele ettiği eylem ve söylemlerle birebir aynı. Şüphesi olan lütfen arşivleri tarasın, bugün Tayyip Erdoğan’ın kullandığı cümlelerle Menderes’in, Demirel’in, Özal’ın kullandıkları arasında ne derece benzerlik olduğunu orada görsün. Bugün karşısında durduğumuz teslimiyet politikasının kaynağını, saydığımız isimlerde bulsun. Laikliğe yönelik tehditlerin, emperyalizm taşeronluğunun, sermaye hizmetkârlığının bu ülkeye AKP’yle değil çok daha önceleri bulaştırıldığına şahit olsun.
Tarihimizi, tarih kitaplarından değil de gazete arşivlerinden, olay olay inceleme şansı bulursanız, ilk önce, AKP ile birden ortaya çıkmış bir gerçekliği değil, tarihimiz boyunca devam eden bir mücadeleyi görürsünüz: Bu karanlıkla aydınlığın mücadelesidir.
Bugün bu mücadelenin temsilcilerine bakıldığında bir kanatta, Demokrat Parti, Adalet Partisi yahut Anavatan Partisi değil de AKP vardır, diğer tarafta ise yine toplumun ilerici kesimi bulunmaktadır.
Bugünkü konumumuz, Menderes’e, Demirel’e, Özal’a muhalefet etmiş ve bunun bedelini ödemiş aydınlardan hiç de farklı değildir.
Bu açıdan bakıldığında bir noktayı da asla unutmamak gerekir: Menderes’i var edenin CHP’nin yanlış politikaları, Demirel’i var edenin hem CHP’nin yanlış politikaları hem solun sosyalizmin dağınıklığı; Özal’ı var edeninse darbecilerin desteğinden öte, dönemin beceriksiz sosyal demokrat politikaları olduğunu asla akıldan çıkarmamak gerekir.
Peki AKP’yi kim var etmiştir?
AKP’yi iktidarda tutan nedir?
Bu ülkenin gördüğü en iyi hükümet olması mı?
Muhalifi olan siyasal kanadın etkin bir alternatif sunamaması mı?
Bu ülkede etkin bir muhalefet olmadığını hepimiz biliyoruz, bu sadece siyasal parti anlamında değil, etkin muhalif bireyler de değiliz.
Halkı örgütlemek adına, tüm demokratik yolları, en fedakâr şekilde, gece gündüz demeden kullanıyor muyuz? Kullanmıyoruz…
İktidarın her yanlışını, bu ülkenin en duymaz köşelerine duyuruyor muyuz? Duyurmuyoruz…
Bu halk için, mevcut şartlar dahilinde gerçekleşmesi mümkün, somut projeler üretip, bu projeleri ev ev, kapı kapı halka anlatıyor muyuz? Anlatmıyoruz…
Ne yapıyoruz?
Zaten bizim düşüncemizde insanların okuduğu dergiler yayınlıyoruz…
Kendi kendimize okuduğumuz gazeteler çıkarıyoruz…
Katılımcıları, dinleyicileri zaten bilgi birikimi açısından bizden pek de aşağı olmayan söyleşiler, paneller, konferanslar düzenliyoruz…
İnternet sitelerimiz var örneğin; buralarda görüşlerimizi paylaşıyor, ne kadar okunup, okunmadığımızı takip ediyoruz.
Özetle hepimiz kendimizi kandırıyoruz.
Muhalefet yapmıyoruz.
Muhalifçilik oynuyoruz…
Ve sonra diyoruz ki, AKP rejim değişikliğine gidiyor…
Ve sonra diyoruz ki, aydınlık tehlikededir…
Ve sonra diyoruz ki, 1923 Cumhuriyet’inin sonu gelmiştir…
Ve sonra diyoruz ki, yeni bir Cumhuriyet kurulmalı ve bu sosyalist bir Cumhuriyet olmalıdır…
Bu söylem, kendi kendimize yayınladığımız dergiler, çıkardığımız gazeteler, düzenlediğimiz paneller gibidir işte…
Ortadaki mevcut durum düşünüldüğünde gerçeklikle de ilgisi yoktur, herhangi bir konuda somut bir alternatif de sunmamaktadır.
Sadece söylenmektedir…
Ve zaten yıllar yılı, sadece ‘söylediğimiz’ için halimiz böylesinedir…
Toparlayalım…
Mustafa Kemal, Cumhuriyet’i ilan ederek bu topraklarda tarihsel bir kırılmaya neden olmuştur. Mustafa Kemal’den sonra gelenler, ne o Cumhuriyet’in sahip olduğu değerleri doğru düzgün koruyabilmiş, ne de o Cumhuriyet’i daha demokratik, eşit, özgür ve ileri bir düzeye çıkarabilmiştir.
Onlar sadece ‘söylerken’, karanlık köşe başlarını tutmuştur…
Kavga daha CHP tek parti iktidarında başlamış, Menderes’lerle, Demirel’lerle, Özal’larla devam etmiştir.
Sabahattin Ali’ler, Nazım Hikmet’ler, Uğur Mumcu’lar, İlhan Selçuk’lar, Doğan Avcıoğlu’lar ve daha onlarca büyük ve onurlu aydın bu kavganın tarih içindeki aydınlık temsilcileridir.
Ancak bu aydınlık hiçbir zaman örgütlü, güçlü, halkla doğrudan temas halinde ve gerçekçi bir siyasal yapı ortaya koyamamıştır.
Eğri oturup, doğru konuşulacak yer burasıdır işte.
Bu konuşulmadan, bu özeleştiri yapılmadan, ama her şeyden önce buna çare bulunmadan, 1923 Cumhuriyet’i çökmüştür demek, olsa olsa kendi yıkıntısını gözden kaçırma çabası olarak kalacaktır.
Cumhuriyet yerli yerinde durmaktadır.
Yıkıldığı falan da yoktur, kavga devam etmektedir…
Ama Cumhuriyet, her geçen gün karanlıkla kuşatılırken, kendisini savunacak ve daha ileri taşıyacak yurttaşları, aydınları, demokratik kitle örgütlerini, siyasal partileri beklemektedir.
Kendi kendimizi oyaladığımız teorik tartışmalarımızı ve ancak hayallerimizi süsleyecek öngörülerimizi bir kenara bırakıp, karanlık karşısında somut bir muhalefet ortaya koymaya var mısınız?
Siz ondan haber verin…

Yorumlar

Popüler Yayınlar