‘CELLAT YAMAKLARI’NDAN HESABI HALK SORACAK…

Soner Yalçın, bugün Sözcü gazetesindeki köşesini, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz değerli gazeteci ve yazar Doğan Yurdakul’un satırlarına ayırmış. Cumhuriyet tarihinin en büyük kumpas davasında, ileri yaşında haksız yere hapis yatmış, hapse girerken kanser hastası olan eşini, hapislik sürecinde kaybetmiş bir isimdi Doğan Yurdakul. Gözaltına alındığı an aklından ilk geçeni şöyle yazmış:
“Polisler bana içinde ‘Ergenekon soruşturması’ sözünün de geçtiği gözaltı evrakını okurlarken ben filmi ileri sarıyordum. Böyle gidenlerin hiçbirinin kolay kolay geri gelmediğini biliyordum ve eşimi ben Silivri’deyken kaybedeceğimi anladım.”
Doğan Yurdakul’un düşündüğü ne yazık ki başına gelecek, Silivri zindanın boş yere yatırılırken kaybedeceği eşinin son günlerinde yanında olması engellenecekti. Haberi aldığı anı şöyle anlatıyor:
“Sabah Nedim ilaç yazdırmak üzere doktora çıkmıştı. Ahmet kalktı, 11’de CNN Türk’te Medya Mahallesi programını açtık. Ayşenur Arslan acı haberi verdi:
‘Odatv davası sanıklarından Doğan Yurdakul’un eşi Güngör Yurdakul hayatını kaybetti…’
Ahmet elini hemen omzuma attı ‘Başın sağ olsun’ dedikten hemen sonra ‘abi iyi misin?’ diye sordu.
Dokuz gündür acı içinde bu haberi bekliyorum, kendimi oldukça hazırlamışım, ne kadar iyi olunursa o kadar iyiyim…”
Soner Yalçın’ın köşesinde, Doğan Yurdakul’u okurken, insanoğluna çektirilen acılar üzerinden, yine insanoğlunun merhametsizliğini, kötülüğünü, çirkinliğini, utanmazlığını yargılıyor insan kendi vicdanında. Ki vicdan, gerçekten de en büyük mahkemedir…
O günleri düşünüyorum, bir on yıl sonra devleti darbe yoluyla ele geçirmeye çalışacak bir cemaatin, kendi yolunu temizlemek için kurguladığı aşağılık kumpasla sabaha karşı evlerinden alınan yurtseverleri…
Hukukun teslim edildiği, itibar gören savcıları…
Onlara destek olan iktidarı…
İçeri alınanlar, bir daha hiç çıkamasın diye haysiyetsizce görev yüklenmiş, cemaatin gölgesindeki besleme köşe yazarlarını, gazetecileri…
Eskiden, idam edilecek kişi sayısı birden fazlaysa, cellatlar yanlarına yardımcı olsun diye başka cellatları alır, bunlara da ‘cellat yamağı’ denirmiş. Cellat yamakları, idam edilecek kişiyi alıp idam alanına getirir, ellerini, gözlerini bağlar, cellada sunarmış.
Ergenekon davası sürecinin celladı bugün –Ergenekon kumpasını tertiplemekten değil ama- devlete darbe girişimden yargılanıyor. Çoğu hapiste, elebaşı ve idare kadrosu zamanında kumpas kurduklarının gösterdiği cesaretin zerresini göstermeksizin yurttan kaçmış durumda.
Ergenekon davası sürecinin ‘cellat yamakları’ ise ortalarda.
Devleti ele geçirmeye çalışan cemaatin, devletten ve medyadan yurtseverleri temizlemek için kullandığı düzmece davalar için, tepki çeken iddianamelerin açıklandığı günün ertesi, ‘Ben bu davanın savcısıyım’ diyen Tayyip Erdoğan mesela…
‘Türkiye bağırsaklarını temizliyor’ diyen Bülent Arınçlar…
Bu ‘Cumhuriyet tarihinin en büyük hesaplaşması’ diyen Yalçın Akdoğanlar…
Ergenekon üzerine kitaplar yazıp, cemaat tetikçiliğini belgeleyen Şamil Tayyarlar…
Karı koca, cemaat bankasından alınmış kredilerle villada yaşayıp, insanların haksızca yargılandıkları davada cezaevlerinde ölüme gittiği bir sürecin ağzı salyalı savunucuları kesilen ROK ve muhterem eşi Nagehan Alçılar…
‘Ergenekon davasında ilk iddianame yayınlandığında çok sevinmiştik’ diyen, her dönemin ‘saf muhalifi’, solculuğu kimseye bırakmayan liberali ve şimdinin Cumhuriyet yazarı Ahmet İnseller…
‘Türkiye’nin darbecileri kulağından tutup, yargının karşısına çıkarma sürecindeki en önemli isimlerden biri Savcı Zekeriya Öz. Ergenekon operasyonunu yapma cesaretini gösteren yürekli bir savcı o.’ diye yazan Abdülkadir Selviler…
‘Medyada Ergenekoncular temizlenecek’ diyen Mahmut Övürler…
Askerlere, ‘Ergenekon Paşaları, Balyoz Paşaları’ deyip, ‘İyi bilsinler, Türkiye artık onların görmek istediği Türkiye değil ve olmayacak’ yazan Hasan Cemaller…
‘Ergenekon’u sulandırmak kaçınmalıyız’ diyen Mehmet Barlaslar…
‘Ergenekon’u küçümseyenler gözlerini açsınlar’ diyen Ahmet Kekeçler…
Mit’e çalıştığı iddia edildiğinde, ‘Ergenekon terör örgütüne karşı açık tavır alanları yıpratmak istiyor olabilirler’ diyen Mehmet Metinerler…
Nice gericiler, nice liboşlar, nice sosyalist soslu kullan-at kalemler…
Hepsi ama hepsi, Doğan Yurdakul’a yaşatılanlarda; Yarbay Ali Tatar’ın, Kuddusi Okkır’ın; İlhan Selçuk’un, Engin Aydın’ın, Türkan Saylan’ın, dava süresince hayatını kaybeden herkesin, ölümünde ve ölüme gidişinde birinci dereceden sanıktır.
Darbeci bir cemaatin,  darbe için ülkede yaptığı temizliğe vicdansızca, kalpsizce destek vermiş, insanların hayatlarını kaybettiği haksız bir davanın ‘cellat yamakları’ olmuşlardır.
Bu suçtur.
Bu, insanlığa karşı, insan vicdanına karşı, aklanması, unutturulması mümkün olmayan bir suçtur.
Ve bu insanlar, bugün ülke yönetmektedir, televizyon ekranlarında cemaatin ne denli kötü bir yapılanma olduğunu yüzleri kızarmadan anlatabilmektedir. Yurtseverlikten, millilikten söz etmektedir.
Ve geçmişlerindeki can almış kanlı izlerini, sadece ‘yanıldık’ diyerek örtebileceklerini sanmaktadır.
Hesap vermeden, yaptıklarının ve sebep olduklarının gerçek hukuk önünde cezasını çekmeden…
Bu olmaz!
İnsanlık adına olmaz!
Hukuk adına olmaz!
Vicdan adına olmaz!
Hepsi bir olup, bu ülkenin yurtseverlerine, kendi çirkin siyasi emelleri ve hesapları için işkence ettiler.
Şimdilerde ‘cellat’ın hakkından ‘cellat yamağı’ geliyor.
Cellat yamakları’ndan ise hesabı, halk soracak.
Eninde sonunda…
Yazın bir kenara; saklanamayacaksınız, sıyrılamayacaksınız, kaçamayacaksınız…
Unutmayacağız, unutturmayacağız!

Yorumlar

Popüler Yayınlar