“ZAMANSIZ ÖLÜMLER ÜLKESİ”

Bugün 2 Temmuz…
Gericilerin, yobazların bu ülkenin aydınlık, güzel insanlarını bir otele tıkıp, devletin gözleri önünde, devletin suskunluğu ve kollayıcılığına sığınarak, diri diri yaktıkları günün yıl dönümü.
Dahası, o gün devletin himayesine sığınan zihniyet, bugün devleti eline almış durumda.
Bugün Pazar…
Her Pazar olduğu gibi, kütüphanemin sessizliğinde, tarihin ve ülkemin gerçekliğiyle yüzleşiyorum kitaplar aracılığıyla.
Orhan Tüleylioğlu’nun, ‘Yüreklerimiz Yangın Yeri’ ve ‘Merdivende Üç Şair’; Öner Yağcı’nın ‘Sivas’ı Unutmak’ kitapları masamda bugün.
Okumadınız mı?
Mutlaka okuyun…
Diğer yanda Halil Yeni’nin Telgrafhane Yayınları’ndan çıkan son kitabı ‘Zamansız Ölümler Ülkesi’.
Halil, ölümlerini haber yaptığı insanların hikâyelerinin derinine indiği kitabında, devletin elleri kolları olanların, devlet himayesinde ortaya salınmışların zulmünü öyle ustaca bir anlatımla seriyor ki ortaya, kalbinizdeki sızı, ruhunuzdaki isyanla bütünleşiyor.
Zamansız Ölümler Ülkesi ile Sivas’ta gericiliğin yaktığı onlarca candan, Gezi’nin yürekli çocuklarına; Ali İsmaillere, Berkin Elvanlara, Ahmet Atakanlara, Abdullah Cömertlere uzanıyorum… Onların geride kalan ailelerine yaşatılanlara…
Devletten, oğlunun kemiklerini isteyen Berfo Kırbayır beliriyor sonra gözlerimin önünde; Gezi Direnişi’nde can veren oğlu Mehmet’in yokluğuna dayanamayıp, bu dünyadan çekip giden annesi Fadime Ayvalıtaş…
Silopi’de bakkaldan evine dönerken vurulup, cesedi sokağa çıkma yasağı nedeniyle yedi gün sokakta bekletilen on bir çocuk annesi Taybet İnan… O cesede yedi gün boyunca, vurulma korkusuyla uzaktan bakmak zorunda kalan evlatları…
‘Astım hastasıyım, yapmayın, biber gazı sıkmayın’ deyip, polisin biber gazıyla ölüme giden Çayan Birben… Mardin’de on iki yaşında on üç yerinden kurşunlanarak katledilen Uğur Kaymaz…
Toprağına ve suyuna sahip çıktığı için öldürülen Metin Lokumcu; üzerine iki beden büyük gelen devlet otoritesi dışında hiçbir vasfı olmayan bir valinin, öğrencileri önünde aşağıladığı ve buna kalbi dayanmayan pırıl pırıl bir matematik öğretmeni, Halil Serkan Öz…
Otuz iki yıl boyunca hapis tutulan siyasi mahkûm Tahir Canan… Yedi yıl daha yatacağından öte otuz yıldır hapis yatan Hasan Gülbahar…
Halil Yeni, Zamansız Ölümler Ülkesi’nde gündemin sürekli değiştiği, acıların yerlerini yeni acılara hızlıca bıraktığı ülkemizde, unutmaktan utanacağınız hikâyeleri, bilmediğiniz ayrıntıları ile koyuyor önünüze; olanca yalınlığıyla, yakıcılığıyla…
Ve siz bir yandan –çok da uzaklara gitmeden- kaybettiklerimizi anımsar ve anarken; bir yandan Suruç, Güvenpark, Ankara Gar Katliamlarını, Soma, Ermenek gibi maden katliamlarını düşünüp…
Çorum, Maraş, Sivas’tan bugüne –ve elbette daha öncesiyle- ne çok öldüğümüzü, ne çok öldürüldüğümüzü ve tüm bu ölümlerin kendi devletimizin gözleri önünde, çoğu zaman onun eliyle olmasının yalın gerçekliği ile karşı karşıya kalıyorsunuz…
Bugün 2 Temmuz, Pazar.
Bugün, gericilerin, yobazların, aydınlık insanları bir otelde kıstırıp diri diri yaktıkları ve devletimizin tüm olan biteni izlemekle yetindiği gün.
Ben her Pazar olduğu gibi, kütüphanemin rafları arasında, kitaplara sığınmış düşünüyorum:
Ayaklarımız yere basacak.
Devlet otoritesini insana zulmetmek üzere değil, insanı yaşatmak üzere kullanacak yönetimlerin talepkârları olacağız.
Devleti, her ne adına olursa olsun, adaletsiz bir ölüm makinesine dönüştüren o karanlık zihniyeti, çöreklendiği makamlardan, koltuklardan indirmenin demokratik yollarını arayacağız.
Bugün değilse yarın, ama mutlaka…
Yetmez!
Hesap soracağız.
Fikirleri nedeniyle, hak arayışı nedeniyle, canından edilmiş, öldürülmüş, yakılmış kim varsa, bunun hukuk önünde hesabını soracağız devleti bir silah gibi halkına doğrultanlardan.
Bu yüzden:
Adaletli bir hukuk…
Ve insanı için, insanını yaşatmak, yüceltmek için var olan, otoritesini ve gücünü bunun aksine eylem içinde olan odaklara karşı tavizsizce kullanacak bir devlet için mücadele edeceğiz…
Başka çıkış yolumuz yok…
Yüreklerimizdeki bu derin sızı, ancak o zaman bir nebze hafifleyebilecek…

Yorumlar

Popüler Yayınlar