İSTERİZ Kİ, KAVGA EDERKEN SIRTIMIZI DAYADIĞIMIZ DOSTUMUZA GÜVENEBİLELİM

AKP gibi bir siyasi parti, Tayyip Erdoğan gibi bir siyasi lider, şayet iktidarda oldukları ülke Türkiye olmasaydı, çoktan o iktidar koltuklarından inmiş, kuvvetle muhtemel siyaset sahnesinden de çekilmişti.
İktidarları koltuklarında tutanlar, kendi seçmen tabanları ve iktidar gücünü kullanma yetileri olduğu kadar, karşılarında konumlanmış muhalefetin gücü, örgütlülüğü ve siyaset bilincidir de.
Ülkemizde iktidar –bahsettiğimiz ilk kısmı– kendi üzerine düşeni yapıyor. Ama yetmez! Hukuku, demokrasiyi, adaleti, ülke değerlerini, ekonomiyi, toplumsal yapıyı, insan yaşamını, özgürlüğü bu denli hiçe sayan bir iktidarın bu uzun ömrünü sadece buna bağlayamayız.
Eninde sonunda dönüp, muhalefeti mercek altına almalıyız. Bizlerin, iktidar karşısında mücadele etmemiz kadar muhalefete de eleştiriler getirmemizin sebebi budur. Başta CHP’li dostlarımız olmak üzere, muhalif siyasi parti destekçilerinin bir türlü anlamak istemediği de budur. Böyle bir iktidarla, doğru bir muhalefet olmadan mücadele edilemez. Bu yüzden, muhalif kesimlerin örgütlü siyasal yapılarını yanlış yönetenlerin karşısında olmak da aslında en temelinde iktidarla doğru ve etkin mücadele edebilme kavgasıdır.
İsteriz ki, kavga ederken sırtımızı dayadığımız dostumuza güvenebilelim.
Bu yüzden, CHP’li dostlarımızla anlaşamayız, çünkü bizler ‘Kılıçdaroğlu ne eylerse güzel eyler’ diyemeyiz; bizim görevimiz, ‘Bugün milletvekillerinin dahi tutuklanabilmesinin önünü Kılıçdaroğlu açmıştır, ey CHP’liler, yanlış politikalarla iktidarın değirmenine su taşıyıp, insanlar hapse atılırken, seçimlere hile karıştırılırken, özgürlükler yok edilip, yargı dize getirilirken etkin bir muhalefet izlemekten hep çekinmiş bu yönetimden önce hesap sorun, sonra yanında yer alın’ demektir. Çünkü bu yönetim, kendi doğrularına dahi sahip çıkacak iradeyi bugüne kadar gösterememiş bir yönetimdir.
Bu yüzden, HDP’li dostlarımızla anlaşamayız, çünkü bizler ‘HDP hep baskı görüyor, zaten lider kadrosu da hapiste’ deyip kenara çekilemeyiz; bizim görevimiz, bunları söyledikten sonra, ‘Niçin zamanında bu iktidarla küçük hesaplar için yan yana geldiniz? Kendi bölgesel, etnik çıkarlarınız için bütün bir ülkeyi uçuruma sürükleyen bir iktidarla zamanında pazarlık masasına oturmuş, toplumsal muhalefetin geri kalanına sırtını dönmüş olmanın yanlışlığını bugün, bu iktidardan en büyük zulmü görürken ayırt edebiliyor musunuz?’ diye de sormaktır.
Siyasetçinin, siyasal partinin, hele ki halkın yanında, adaletin, hukukun, demokrasinin yanında olduğunu iddia eden partilerin görevi, doğruları söylemek, doğruları yapmaktır. Yazanın, düşünenin, eleştirenin görevi, bu siyasetçilerin ya da siyasi partilerin doğrularını övmek değil –o zaten onun işi- yanlışlarına işaret edip, bunları düzeltmesi için toplumsal baskı oluşturmak, dikkat çekmektir.
Bugün gazetelerde yer bulmuş bir haber: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, özgürlüğü elinden alınmış, AKP zindanlarına tıkılmış on binlerce insan için bir genelleme yaparak şöyle demiş:
“Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir. Zaten cezaevlerindekilerin tamamı PKK’lı ya da FETÖ’cü. Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur. Şu an yargı tarafsız ve ‘Ak Parti’nin yargısı’ tartışmaları yersiz. Hakimler ve savcılar Cumhuriyet’in hakimleri ve savcıları.
Bilmeseniz, bu zihniyetin, bugün Türkiye’de muhalefet konumunda yer alan bir siyasi partiyi, bir televizyon kanalını, gazeteyi, gençlik örgütünü yönlendirebildiğine inanabilir misiniz?
Biz önce Vatan Partisi’ne mensup dostlarımızdan, ortaya çıkıp, ‘Ey Perinçek, sen ki AKP zindanlarına yargı kumpasıyla tıkılıp, yıllarca hapis yatmış bir insansın, dahası vicdanı, insafı olan bir siyasal çizginin temsilcisi olduğun iddiasındasın, böyle bir açıklamayı nasıl yaparsın?’ diye sormalarını bekleriz.
Öyle bir ülke olduk ki, siyasal bilincimiz ve AKP karşısındaki mücadelemiz öyle vasat bir düzeye indi ki, muhalefette kendini konumlamış siyasi parti üyelerinin, kendi partileriyle aralarındaki bağ, AKP ve seçmeni arasındaki bağdan farksız hale geldi.
Lider ne yapıyorsa doğrudur, lider yanlış söylüyorsa da, şimdi bunu tartışmanın sırası değildir?
Yanlış düşünüyoruz dostlar.
Solda yer alan, Atatürkçülükle yoğrulan bireylere yakışan, lidere biat değildir, o sağ partilerin işi; bize yakışan lideri hizada tutmak, sahip olduğumuz değerleri doğru ve düzgün şekilde savunması konusunda ona destek olmak, savunamıyorsa da hesabını sorup, savunacak olanı o koltuğa oturtmaktır.
CHP’si, HDP’si, Vatan Partisi ve tüm muhalif siyasal örgütleriyle, biz önce kendimizi düzeltmeden, AKP ile doğru şekilde kavga edemeyeceğiz.
Bunu AKP’liler bile gördü, artık biz de görelim.
Tam zamanıdır…

Yorumlar

Popüler Yayınlar